Anadolu Kültür Tarihi
“... çoktan beri her iki eseri (Eski Çağda Ege ve İzmir; Hatti
ve Hitit Uygarlıkları) Türk okurlarının alım gücüne uygun bir
kitap halinde yayınlamayı düşünüyordum. Güzel baskılı ve pahalı
olmayan eserler yayınlayan TÜBİTAK’tan bir kitap yazmam önerisi
gelince bu özlemimi gerçekleştirme olanağı buldum.”
Tarih öncesi çağlardan Bizans
yıllarına kadar geçen binlerce yıllık dönem, tarihle profesyonel
bir ilişkisi olmayan insanlar için çoğu zaman oldukça karmaşık
süreçler olarak algılanır. Bu yıllar ya insanların zihninde doğru
bir şekilde tasavvur edilemez ya da mitler ve efsanelerle karışık
puslu bir geçmiş olarak durur. Anadolu Kültür Tarihi bu dönemi
bir bütün halinde, en öne çıkmış ayrıntıları ve başarıları
ile ve tamamen bilimsel gerçekler üzerinden ele almaktadır. Anadolu
tarihi üzerine eğilmek isteyen herkes için, yolun başında kullanılabilecek
temel bir kılavuz ve başvuru kaynağı niteliği taşır.
Anadolu Uygarlıkları
“Elimizdeki Anadolu Uygarlıkları cildi, yazarın elli yılı
aşkın bir süre boyunca Avrupa ve Amerika’da yabancı dillerde yayınladığı
eserlerin özünü oluşturur. Anadolu Uygarlıkları arkeologlara,
eskiçağ tarihçilerine, sanat tarihçilerine ve mimarlara olduğu
gibi yurdumuzun geçmişine ilgi duyan sanatsever aydınlarımıza da
yararlı olmak düşüncesi ile yazılmıştır.”
Anadolu Uygarlıkları, E.
Akurgal’ın Türkçe’de yayınlanmış eserleri içinde “başyapıt”
olarak nitelendirilebilecek bir eserdir. Fakat onun basım hikayesi
de, Türkiye’nin yayın hayatında çekilenleri ve bir aydının çabalarını
anlatan çarpıcı bir fenomen olarak durur. E. Akurgal yıllar boyunca
eserlerini ve ürünlerini Türkçe dışındaki dillerde verdiği için
eleştirilmektedir. Halbuki bu yıllar boyunca kitaplarını yayınlatabilmek
için, cumhurbaşkanlarından, kültür bakanlarına, yayınevi sahiplerinden,
zengin işadamlarına kadar çalmadık kapı bırakmaz. Karşılaştığı
engeller ise; bir ülkenin yoksulluğu, bürokrasinin yozluğu ve halkın
yayın faaliyetlerine karşı ilgisizliğinin toplamıdır. 1960’ların
ortasından itibaren başladığı girişimler, 1980’e gelindiğinde
sonuçlanır. Bu süreçte yaşananlar, ancak inanılması güç bir
senaryonun parçaları olabilir. En nihayetinde ortaya çıkan ürün
ise, Türkiye’de en çok basımı yapılan ve Anadolu arkeolojisinin
temel yapıtaşını oluşturan dev bir eserdir.
Eski Çağ’da Ege ve
İzmir
“Gerçekten kitabı okuyanlar göreceklerdir ki yeryüzünde,
özgür düşünce, müspet bilimler, felsefe, epos ve lirik şiir gibi
alanlarda Ege bütün dünyaya öncülük etmiş, üç bin yıl boyunca
Doğu’nun egemenliğinde olan kültür liderliği, MÖ 650 tarihlerinde
Ege’ye geçmiş ve orada bugünkü Batı Uygarlığı’nın temelleri
atılmıştır.” (Önsözden)
E. Akurgal’ın çalışmalarında
odaklandığı esas alanı Ege, uzmanlaştığı dönemi ise medeniyetin
serpildiği yıllar oluşturur. Bu yıllar ilk ozanların (Homeros),
teologların (Hesiodos) ve filozofların (Thales) yıllarıdır. Pozitif
bilimler doğmaktadır, para icat edilmiş, olimpiyatlar düzenlenmeye
başlamıştır. Anıtsal heykellerin, planlı kentlerin ve modern resim
sanatını esinleyen grift vazoların üretildiği yıllardır. Ege
kıyılarından çıkan kolonistler Karadeniz’den, İspanya kıyılarına
kadar Akdeniz’in bütün uzantılarına uygarlığı yaymaktadır.
Sınıf savaşlarının yaşandığı ve demokrasiye giden düşüncelerin
filizlendiği yıllardır bu yıllar ve aykırı düşüncelerin filizlendiği
yerdir Ege. Hayatını bu yılları aydınlatmaya ve bu bölgeyi anlamaya
adayan bir bilim insanının, yılların içinden süzülen bilgilerinin
özetini oluşturur Eski Çağ’da Ege ve İzmir.
Eski İzmir I
“İon yerleşme katlarının Submyken Dönemi’nden başlayarak,
Hellenistik Çağ başına değin (MÖ 1050-MÖ 300) sistemli bir biçimde
araştırılması ilk önce Bayraklı kazılarıyla gerçekleştirilmiştir.
Her nedenli son yıllarda Sisam (Samos), Miletos ve Ephesos’ta yürütülen
çalışmalarla İon Uygarlığı’nın en eski dönemlerine giren
önemli eserler gün ışığına çıkarılmışsa da Hellenistik ve
Roma Çağları’nda yoğun yerleşmelerin geliştiği bu kentlerde
eski İon katlarının ancak küçük bir bölümünü kazmak mümkün
olmuştur. Buna karşılık MÖ 4.yy’dan sonra hiçbir iskana sahne
olmayan Bayraklı Höyüğü’nde İon kültürünün MÖ 1050-MÖ
300 tarihleri arasında arka arkaya ve birbiri üzerine kurulmuş olan
bütün yerleşme tabakalarını eksiksiz olarak araştırmak olanağı
mevcuttur.”
Hellen kentleşme
pratiğinin ulaştığı zirveyi, Ege’nin her iki kıyısında, sayısı
yüzlere varan yerleşim yerinde takip edebilmek mümkündür. Bununla
birlikte kentin, daha doğrusu kent-devletinin, yani polisin doğduğu
ve oluştuğu yılları gözlem altına alabilmek oldukça sıkıntılı
bir süreçtir. Çünkü kenti var eden koşulları ve kente doğru
atılan adımları tartışabilmek için, bu yılları yaşayan ve yansıtan
ören yerleri üzerine eğilmek gerekir. Oysa ki Hellen dünyasında
bu dokuyu barındıran yegane örnektir Smyrna. Kentte ortaya çıkarılan
yapıların tamamına yakını MÖ 7-6.yy’ların uygulamalarını
yansıtır. Bütün Ege kentlerinin üzerinden geçen ve o kentlerin
erken dönemlerdeki kimliğini tamamen tahrip eden Hellenistik ve Roma
yıllarının etkilerinden kurtulabilmiş olması, Smyrna’yı Ege-Hellen
dünyasında nadide bir örnek haline getirir.
Smyrna Kazıları’nı
başlatan ve hayatının son anına kadar Smyrna arkeolojisi için efor
harcayan E. Akurgal, Eski İzmir I kitabında hem bir kentin hem de
bir uygarlığın oluşum süreçlerini irdelemektedir. Tamamen akademik
bir üslupta yazılmış olan eser, aynı zamanda Türkiye’de arkeoloji
üzerine yayınlanmış referans kitapları alanında öncü bir rol
üstlenir. Getirilen öneriler, konuların uzmanları ile geniş bir
çerçevede yapılan bilimsel polemiklerin ve tartışmaların süzgecinden
geçerek şekillenmiştir. Sadece Smyrna’nın ve Hellen kültürünün
doğuşunu değil, kentin ve kentleşme kültürünün doğuşunu da
profesyonel olarak araştıran herkes için temel bir eser niteliği
taşır.
|