Antikçağ’da çoğu zaman
Smyrna’nın ismi, efsanevi kral Tantalos’la birlikte anılır. Hatta
kimi dönemler Smyrna için Tantalos Naulokhon (Tantalos’un Limanı)
ifadesi kullanılır. Roma yıllarından, Cumhuriyet’in kurulduğu
yıllara kadar Smyrna’dan geçen gezginler, Yamanlar Dağı eteklerinde,
körfeze hakim bir pozisyonda yerleştirilmiş ve bugün yerinde olmayan
mezarın Tantalos’a ait olduğu varsayımıyla hareket etmişlerdi.
Bununla birlikte Tantalos gerçekten tarihsel bir kişilik ise, yaşadığı
yıllar Hellen mitolojisinin benzer efsanevi figürleri gibi Geç Tunç
Çağları olmalıdır (MÖ 1500-MÖ 1200). Sözü geçen ve tahrip
edilmeden önce araştırılma fırsatı bulunmuş mezarın kendisinin
ise Arkaik Dönem’e ait olduğu tespit edilmiştir (MÖ 7.yy sonu-MÖ
6.yy başı).
Tacitus: MS 17
yılında İzmir ve çevresinde oldukça şiddetli yıkıma neden olan
depremin ardından, Smyrna kentinin önde gelenleri Roma Senatosu huzuruna
çıkarlar. Burada yaptıkları konuşmada, kentlerinin kurucuları
arasında Tantalos’u da göstermektedirler. (Annales IV, 56)
Strabon: Eseri
Geographika’nın değişik yerlerinde Tantalos’u konu eden Strabon’un
ilgi alanı, Tantalos’un dillere destan zenginliği, onun Sipylos
(Yamanlar Dağı) eteklerindeki krallığı ve bu krallığın büyük
bir deprem sonucu yıkılmasıdır. (Geographika I. 3. 17; XII. 8. 2;
XII. 8. 18; XIV. 5. 28)
Pausanias:
Tantalos’un Sipylos’taki krallığı ve bu krallığın bir deprem
sonucu yıkılmasından bahseder. Belirttiğine göre, depremin ardından
krallığın yerinde bir göl oluşmuştur. (Naturalis Historia II.
93; V. 29)
Aelius Aristeides:
Smyrna’da yaşamış ünlü hatip Aristeides de Pausanias’a benzer
görüşlerdedir. Tantalos’un kenti Sipylos eteklerindeydi ve bir
depremin ardından gölün içine gömülmüştü. (Orations I. 371)
Çeşitli farklı versiyonlarına
rağmen genellikle üzerinde uzlaşılan, Tantalos’un, baştanrı
Zeus ve Plouto’nun oğlu olduğudur. Plouto, aslında zenginlik anlamına
gelir ve refahın dişi bir kişilik (personifikasyon) kazanmış biçimidir. Tantalos'un tanrıların tanrısının ve zenginliğin çocuğu olarak anılması
anlamlıdır.
Sipylos Dağı’nda yaşamış
ve (ailevi köklerinden beklenebileceği gibi) dillere destan zenginliğe
sahip bir krallığın (Tantalis) kurucusu ve hükümranı olarak efsanelere
geçmişti. Kahramanı olduğu az sayıdaki mitolojik öykünün hepsinde
ortak vurgu, onun bir şekilde cezalandırıldığı (ve hatta lanetlendiği),
krallığının büyük bir yıkım yaşadığı ve lanetinin çocuklarına
da (Pelops ve Niobe) miras kaldığıdır.
Konu edildiği öykülerde,
tanrıları küçük düşürmeye çalışması, kendini tanrılarla
kıyasa girmesi ve onlarla didişmesi anlatılır: Hermes’e yalan
yere yemin etmesi; Troia’nın kurucusu İlios’la çekişmeye girmesi
veya Zeus’un gözdesi Ganymedes’i kaçırması gibi. Fakat en popüler
hikayesi, tanrıları davet ettiği bir yemekte, kendi oğlunu kesip,
tanrılara yedirmeye çalışmasıdır. Bu iğrenç olay üzerine tanrıların
büyük öfkesini çekmiş ve sonsuza kadar sürecek bir cezaya çarptırılmıştı.
Homeros’un naklettiğine göre ebedi bir açlık ve susuzluk yaşamaya
mahkum edilmiştir. Boynuna kadar suya gömülmüş olduğu halde, su
içemiyor; çünkü ağzını suya değdirmeye davrandığı an, su
hemen çekiliyordu; başının üstünde meyvelerle dolu bir dal sallandığı
halde, meyveleri koparmaya uzandığı an, dal hemen yükseliyordu.
|