Smyrna Antik Kenti | Smyrna | Bayraklı | Tepekule | Eski Smyrna | Old Smyrna

Batı Anadolu'ya Hellen Göçleri
kolonilestirme_haritasi.jpg

MÖ 1200'lerde Ege kentlerinin büyük ölçüde terk edilmesine ve bölge nüfusunun genel olarak azalmasına neden olan felaketlerden, Smyrna da payına düşeni almış olmalıydı. Batı Anadolu kıyılarına yayılmış ve tarihleri Tunç çağları'na kadar uzanan kentlerin hemen tümünde Mö 1200'lere doğru yaşanan yıkımın etkileri ortaktır. Ve yine hemen tümünde, 1050'lere doğru yeniden yaşam kıpırtıları görülmeye başlanır. Kentlerin şimdiki yerleşimcileri ise Yunanistan'daki yurtlarını terk etmek zorunda kalan göçmenlerdi.  

Batı Anadolu kıyılarındaki eski Tunç çağı kentlerine ve bu kentlerin çevresine yerleşen Yunanistan kökenli toplulukların göçleri uzun süredir tartışılan bir konudur. Topluluklar, Yunanistan'da yaşadıkları bölgeye ve ait oldukları kültüre göre alt gruplar oluşturmuşlardı. İzmir'in kuzeyi boyunca, Edremit Körfezi'ne kadar yayılan Aioller, ağırlıklı olarak Orta Yunanistan'dan; İzmir Körfezi'nden (bugünkü) Bafa Gölü çevresine kadar olan alana yayılan İonlar, Atina ve çevresinden; Bodrum Yarımadası ve çevresine yerleşen Dorlar ise, Girit ve Güney Yunanistan'dan gelen topluluklardır. Onlar, ileriki yüzyıllarda ortak bir Hellen kimliğinin farklı renklerini yaratacak olsalar da, henüz bu kimliğin oluşmadığı yıllarda birbirleriyle mücadele içindeki halklar olarak düşünülmelidir. Aralarındaki mücadelelerin ayrıntıları ve Anadolu'ya yaptıkları göçler ise, bugüne ancak mitolojik efsaneler ve abartılı öyküler şeklinde saklanabilmiştir.  

Antik çağ yazarlarının bu göçlerin oluş sırası ile ilgili yazdıkları ve arkeolojik açıdan kabul edilen sonuçlara göre; Anadolu'ya ilk hareket eden kafileler Aiollerdi. Onları İonlar izlemiş, son dalga halinde gelen Dorlar göç hareketini tamamlamışlardı. Her ne kadar bu tip bir sıralama, tarihi yorumlarken bir kolaylık getiriyorsa da; ani ve sıkıntılı göç hareketleri esnasında, toplulukların sıralı bir şekilde göç ettikleri de düşünülmemelidir. Yapılan sıralamayı, yüzyıllara yayılmış göçlerin yoğunluk sıralaması olarak kabul etmek belki daha sağlıklı olacaktır.  

hellen_gocleri.jpg

İlk yerleşimciler, gelişigüzel yapılmış derme çatma kulübelerde yaşayan ve Ege tarihinin en yoksul toplulukları olarak tasavvur edilmelidir. En azından onlardan bugüne kalmış küçük buluntular, taşıdıkları niteliksizlik ve baştan savma karakterleri ile, diğer bütün çağların malzemelerinden farklıdır. Kutsal mekanlar, ibadet alanları ve dini yapılara ilişkin neredeyse en ufak bir kanıt yoktur. Oysa ki feodal bir toplumun en özenli yapı birimlerini bunlar oluşturur. En kalıcı arkeolojik datayı barındıran mezar yapılarına dahi tek tük rastlanır ve onların da içinden gelen (ve hatta gelemeyen) mezar hediyeleri, yoksunluğun ve yoksulluğun şaşırtıcı zirvesini gösterir.  

Yapılan kazılar, sadece geçmiş çağların görece zenginliğinin değil, bilgi birikiminin de büyük ölçüde yitirildiğini ortaya koymaktadır. İlk dönemlerdeki evler neredeyse hiç temel çukuru açılmadan, zeminin üstüne inşa edilmiş; taşların arasına en ilkel harç malzemesi dahi sürülmemişti.

Kısıtlı miktarda ele geçen çanak-çömlek üzerindeki betimlere dayanarak Proto-Geometrik çağ adı verilen bu dönem; göçmenlerin Anadolu kıyılarına gelmeye başladıkları 1050'li yıllardan, 900'lü yıllara kadar devam eder. Bu yüz elli yıllık dönemin başlarında, yerleşim yerlerini göçmen kampı gibi; sonlarına doğru ise yoksul ve köysel yerleşimler gibi düşünmek gerekir. Muhtemelen bu yüz elli yıl, insanların toprağa tutunma mücadelesi şeklinde geçmişti. En nihayetinde göç ettikleri Batı Anadolu topraklarında kendileri dışında yaşayan yerli halklar da bulunuyordu ve yerliler de Yunanistan'dan gelen topluluklarla aynı büyük felaketi yaşamışlardı. Yapılan çetin mücadelelerin sadece göçmenlerle yerliler arasında değil; göçmenlerle, diğer göçmen topluluklar arasında da süregittiği halk hikayelerinden takip edilebilmektedir.